Robinson Crusoe: İlk Blogger, Son Kâşif

Daniel Defoe’nun 1719 tarihli klasiği Robinson Crusoe, edebiyat tarihinin en meşhur hayatta kalma öykülerinden biri. Ancak kabul edelim, roman bir yandan “insan doğasının zaferi”ni anlatırken diğer yandan günümüz okuyucusuna tuhaf gelen pek çok detay içeriyor. Hadi gelin bu meşhur hikâyeye modern bir gözle bakalım.

Robinson Crusoe, bir deniz kazasından sağ kurtulup ıssız bir adaya düşüyor. Buraya kadar tamam. Ama sonra? Sıradan bir insan “Şimdi ne yapacağım?” diye paniklerken, Robinson adeta 18. Yüzyılın Bear Grylls’i gibi anında organize olup medeniyet inşa etmeye koyuluyor. “İlk iş olarak bir günlük tutmalıyım” demesi de takdire şayan. Gerçekten, dev dalgalardan kurtulup sahile vurduktan sonra insanın aklına ilk gelen şey mürekkep bulup olayları yazmak olur mu? Üstelik sadece hayatta kalmakla kalmayıp, adanın sahibi gibi hareket etmeye başlıyor. Robinson’un adaya bakışı bugünün gözünden biraz tartışmalı. Issız bir yere düştüğünüzde “Burası benim krallığım” diye ilan etmek, bugün olsa en iyi ihtimalle biraz garip karşılanırdı. Ama Robinson, hızını alamayıp bir de Cuma’yı kölesi gibi eğitmeye başlıyor. Yani adamın “medeniyet” anlayışı pek de demokratik değil. Üstelik yalnız kalmanın insana suskunluk katması gerekirken, Robinson roman boyunca sürekli düşünüyor, hesap yapıyor, uzun uzun planlarını anlatıyor. Açıkçası, kimseyle konuşmayan birinin bu kadar uzun açıklamalar yapması, 21. Yüzyıl okurunu düşündürüyor: Acaba Robinson, ilk ‘blogger’ mıydı?

Tüm bu detaylara rağmen Robinson Crusoe, hayatta kalma, insan iradesi ve medeniyet kavramları üzerine derin sorular soran bir eser. Ancak bugünün gözlüğüyle bakınca, kahramanımızın biraz fazla kibirli, fazla hesapçı ve fazlasıyla geveze olduğu da ortada. Yine de bu klasik roman, modern hayatta “internet yoksa nasıl yaşarım?” diye düşünen bizlere ders niteliğinde. Sonuç olarak, Robinson’un adada başına gelenleri okurken hem insan iradesine hayran kalabilir hem de arada “Abi biraz sakin ol, dinlen” deme ihtiyacı hissedebilirsiniz. Ne de olsa, bazen hayatta kalmak kadar, bir an durup palmiye gölgesinde keyif yapmak da önemlidir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *