Şairlikten Silah Kaçakçılığına: Arthur Rimbaud’un Çarpıcı Hayatı

Skandallar, yasak aşklar, kaçışlar, farklı meslekler ve bir dâhinin kendi gölgesini arkasında bırakışı… Peki, Modern dönem şairlerinden biri olan Arthur Rimbaud gerçekten bir sanat dâhisi miydi, yoksa sadece dünyaya kafa tutan bir asi mi? Gelin bu sıra dışı hayatın en çarpıcı dönüm noktalarına birlikte göz atalım.

20 Ekim 1854’te Fransa’nın kuzeydoğusunda Charleville kasabasında doğan şairin Subay olan babası, bir çiftçinin kızı olan annesini genç yaşta terk etti ve Rimbaud, annesi tarafından büyütüldü. Latincesi iyi olan ve genç yaşta şiir yazma yeteneği fark edilen Rimbaud, onu destekleyen öğretmeni sayesinde şiire daha çok ilgi gösterdi. Hatta 1870’te Latince bir şiirle Charleville’de düzenlenen prestijli bir edebiyat yarışmasında birincilik kazandı ve ilk şiiri aynı yıl La Revue pour Tous dergisinde yayımlandı.

1870’te Fransa-Prusya Savaşı patlak verince, Rimbaud’un öğrenimi yarıda kaldı ve 16-17 yaşlarında evden kaçarak Paris’e gitti. O sırada savaşın da etkisiyle parasız kalıp serserilik yaptığı için kısa bir süreliğine hapiste kaldı. Daha sonrasında Fransa’nın kuzeyini ve Belçika’yı dolaştı. Annesi onu polisin yardımıyla Charleville’e geri getirse de Şubat 1871’de tekrar evden kaçarak Paris Komünü’ne katıldı. Üç hafta sonra eve tekrardan geri gelen Rimbaud, tamamen başka birine dönüşmüştü artık! İlk şiirlerini reddeden, yeni şiirlerinde ise ahlaka, dine ve tanrıya karşı şiddet dolu bir dil kullanan bir şair olmuştu. Şiirlerindeki bu asi tutumu yaşam tarzında da benimsemesi ve hiçbir işte çalışmak istememesinin nedeni kendisinin bir kâhin olması gerektiğine inanmasıydı. Hatta Mayıs 1871’de öğretmeni George Izambard’a yazdığı mektupta voyant (kâhin) olmaktan bahsetmiş ve evden kaçış sebebinin şair olmak istemesi olduğunu belirtmiştir.

Evden toplam üç kere kaçan Rimbaud her seferinde sefil bir şekilde evine geri döndü. Son kaçışında ise ona yardım eden, mektup ve şiirle dostluğunu pekiştirdiği şair Paul Verlaine’in evine sığındı. Bu sürede ilk şiir kitabı Une Saison En Enfer (Cehennemde Bir Mevsim)’i yayımladı. Ancak bu dostluk kısa bir sürede yasak bir aşka dönüştü. Kendisinden 10 yaş büyük, evli ve çocuklu bir şair olan Paul Verlaine ile yaşadığı çalkantılı aşk, Paris sanat çevrelerinde büyük olay yarattı. Verlaine, Rimbaud’un etkisiyle ailesini terk etti ve birlikte Avrupa’yı dolaşmaya başladılar. Ancak bu aşk, şiirler kadar romantik değildi; kıskançlık krizleri, kavgalar ve sonunda silahlı bir hesaplaşmayla son buldu! Verlaine, Brüksel’de Rimbaud’a iki el ateş etti ve bu olay onu iki yıl hapse mahkûm edildi. Rimbaud ise bu kargaşadan kaçıp bambaşka bir yola saptı.

Bu ayrılıktan sonra henüz 20 yaşındayken şiir tutkusuna rağmen ani bir kararla edebiyatı tamamen bıraktı! Evet, yanlış duymadınız. O yaşlarda birçok şair kariyerine yeni başlarken, Rimbaud edebiyat defterini kapattı ve Avrupa’yı geride bırakarak dünyayı keşfe çıktı. 1878’de Marsilya’dan yola çıkan Rimbaud, önce İskenderiye’ye, ardından Kıbrıs’ın Larnaka kentine geçti. Burada Rum, Türk ve Araplara çevirmenlik yaparak bir süre hayatını sürdürdü. Şirketinin kapanmasıyla Afrika’da tüccar oldu. 1880’de Aden’de bir kahve tüccarının yanında çalışmaya başlamış ve Etiyopya’nın Ogaden bölgesine ulaşarak buraya giden ilk beyaz kişi olmuştur. Farklı kariyer tercihleri bunlarla sınırlı kalmamış, Yemen’de ve Etiyopya’da silah ticareti yapmıştır ve burada çok fazla para kazanmıştır. Hatta silah ticareti yaptığı kişiler arasında, gelecekte Etiyopya İmparatoru olacak II. Menelik’e silah sağlayanlar da olduğu ve Menelik’in güç kazanmasında bu silahların etkili olduğu söylenir. Gördüğünüz üzere sanatçı kimliğinden tamamen uzaklaşmış olmasına rağmen isyankâr ruhu hiç değişmemiş. 

Afrika’da geçirdiği yıllarda İslamiyet’e geçtiğine dair söylentiler ortaya atılsa da bunu kanıtlayan herhangi bir belge bulunamadı. Ancak kazandığı servete rağmen hayatı beklenmedik bir hastalıkla sarsıldı. Hatta hayatının son zamanlarında kardeşi Isabelle’e vasiyetinde varlığının bir kısmını çalıştığı camiye vermesini söylemiştir. 

1891’de sağ dizinde beliren bir tümör, onun için geri dönüşü olmayan bir süreci başlattı. Rimbaud’a kalça kanseri teşhisi konuldu ve bir bacağı kesildi. Bu dönemde asker kaçağı olduğu için hastalığıyla birlikte zor günler geçirdi ve resmi kayıtlarda yalnızca “Jean Rimbaud” ismiyle yer aldı. Morfine bağımlılığı giderek artarken, hastalığı hızla ilerledi ve 10 Kasım 1891’de, henüz 37 yaşındayken Marsilya’da hayatını kaybetti.

Bugün Marsilya Conception Hastanesi’nde, onun son yolculuğuna dair şu sözler yazılıdır:

“Aden’den gelen şair Jean Arthur Rimbaud, yeryüzü serüveninin son bölümünü 10 Kasım 1891’de burada tamamladı.”

Ancak ne ironidir ki, o hayattayken neredeyse unutulan şiirleri, ölümünden sonra modern edebiyatın en büyük ilham kaynaklarından biri hâline geldi.

Arthur Rimbaud, kurallara meydan okuyan, edebiyatı ve hayatı kendi bildiği gibi yaşayan bir asi olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Belki de onun hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Gerçek sanatçılar, sadece eserleriyle değil, yaşama biçimleriyle de efsane olurlar!

References:

Visuals:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *