Erkeklere ‘Gölgesinde’ Kadınlar: Kadın Yazarların Varoluş Mücadelesi

Hepimiz yeni yılın hayatımıza yeni fırsatlar, yeni güzellikler getirmesini dilemişizdir. Yeni bir ev, bir araba, alışveriş sepetinizde aylardır bekleyen o ciltli kitap, düzenli spor motivasyonu… Kulağa gayet sıradan gelen hedefler. Fakat bazılarımızın hedefleri, herkese pek sıradan gelmiyor. Aynı pozisyondaki iş arkadaşıyla aynı maaşı almak, giydikleriyle karakteri hakkında bir yargıya varılmaması, boşanırsa hayatta kalabilme ihtimali, dershaneden eve canlı dönme ihtimali.

Bu farkların, hatta bu trajedinin pek çok sebebi var. Ama en kapsayıcı sebep, feminizmi benimseyememiş olmamız. Öyle bir benimseyememişiz ki insanlarımız, feminizmi kadınları erkeklerden üstün tutan bir ideoloji sanıyor.

Yok öyle bir şey efendim! Bizim sosyal hayatta eşitlikten ve maalesef son yıllarda can güvenliğimizden başka bir derdimiz yok.

Peki, hâl 2025’te bile böyleyse, eskiden nasıldı? Biraz daha spesifikleştirelim, kadın yazarlar erkek hegemonyasıyla nasıl savaştı?

19. ve hatta 20. Yüzyılda bile cinsiyetçi önyargılardan kaçmak için kadın yazarlar, eserlerini erkek ismiyle yayınlattılar. Nasıl zor bir karar olduğunu tahmin bile edemiyorum. Elinde eserin var, sanki bebeğin, terin, emeğin. Arkasında dimdik duramıyorsun. Çünkü eğer arkasında durursan, eserinin tamamen yok sayılmasından korkuyorsun.

Charlotte ve Emily Brontë, Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler gibi eserlerinde kimliklerini saklamaya yeltenmedi. Üstelik bunu, romanlarının dönemin şartlarında absürt karşılanacak güçlü kadın karakterleri içermelerine rağmen yaptılar. Fakat onlar da ilk eserlerinde kendi isimlerini kullanmaya cesaret edemediler. Yazarların diğer kız kardeşleri Anne ile beraber hazırladığı şiir derlemesi Poems by Currer, Ellis and Acton Bell, isminden de belli olduğu üzere onları kimliklerini gizlemeye itti.

Şimdi başka bir örneğe bakalım. Muhteşem Gatsby. Tamam tamam, onun yazarı erkek Scott Fitzgerald. Ama eserleri kendi zihninin ürünü müydü? Fitzgerald, karakterlerini yaratırken biraz kolaya mı kaçtı acaba? Tüm bu soruların arkasında delicesine toksik bir aşk yatıyor.

Zelda Sayre ile yazarımız büyük bir aşk evliliği yapıyor. Bu aşkın büyük de bir finali oluyor. Konumuzla ilgili kısma odaklanırsak, Fitzgerald’ın en ünlü olduğu yıllarda dahi, karısının cümlelerini birebir yazdığı konuşulmaya başlanıyor. Karakterlerini karısının üzerinden yaratması da cabası. Elbette, hepimiz her şeyden ilham alıyoruz fakat sanıyorum bu noktada Zelda telif hakkı davası açabilseydi, açardı. Başlarından geçen bin bir türlü olaydan sonra Zelda kendisini bir akıl hastanesinde buluyor.

Ve ilk defa kendi eserini üretmeye fırsat buluyor. Burada ünlü eseri Son Valsi Bana Sakla’yı yazıyor. Bununla da kalmıyor, bolca da resim yapıyor. Çiftin aşkı, Zelda hastanedeyken de devam ediyor. İşte bahsettiğim büyük final: Ta ki ölüm ikisini ayırana dek. Scott kalp krizinden, Zelda ise akıl hastanesinde çıkan yangında ölüyor.

Yazı sona yaklaşırken ben de günümüze yaklaşıyorum. Hepimizin ya okuduğu ya da izlediği Harry Potter. (İkisini de yapmadıysanız, nerede yaşıyorsunuz?)

1997 yılında ilk kitabı yayımlanan serinin yayıncısı, Rowling’e bir öneride bulunuyor. Bunun üzerine yazarımız ismini değiştirmiyor ama gizliyor. Joanne Rowling, J.K. Rowling’e dönüşüyor. Elbette kitapların ve filmlerin popülaritesiyle yazar da kamera önüne geçiyor. Tüm bu fan toplulukları, her yıl yok satan Harry Potter ürünleri, nesilden nesle aktarılan kitaplar ve tema parkları umarım yayıncıya güzel bir ders olmuştur. Eğer olmadıysa, onunla bir odada on dakika yalnız kalmayı çok isterdim.

Bunlar sadece birkaç örnek. Kadınların varoluş mücadelesi hala devam ediyor. Edebiyatta, hastanelerde, mutfaklarda, sokaklarda. Biz kişisel olarak sevsek de sevmesek de (mesela Joanne Rowling) tüm mağdur kadınların yanında olacağız. Eşitlik dünyaya 500 yılda değilse, 1000 yılda oturacak. Ama oturacak. Unutmayalım, her şey dilde bitiyor. Dil ise Hasan hocamızın bize birinci sınıfta anlattığı gibi her şeyin temeli.

Varoluş kaygısı çekmeyeceğimiz günlere.

References:

Images:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *