BİR AKÇENİN ÜÇ YÜZÜ
Bir kitap okudum; insanoğlu neden okur, bana anlattı ve dedi ki: ‘’Okuyanı muhtemelen hiç anlamamışlardır ömrü hayatında.’’ Satır aralarına sakladığı histerik gülüşünü yakaladım. En büyük düşmanı anlamaz gözlerdi, boş bakanlar ve bu, ilk yüzüydü parmaklarımın arasında çevirdiğim o kararmış sentin.
Bir resim çizdim sonra; insanoğlu neden çizer, anlattı ve bana dedi ki ‘’Ressam muhtemelen hiçbir zaman görünür olmadı ömrü hayatı boyunca.’’ Fırça darbelerinin aralarına sıkıştırdığı çığlıkları duydum ve kulaklarımı kapattım. ‘’Ben buradayım!’’ diye bağırmaya devam etti, ben sadece göğsümdeki ritimleri saydım. Bu, ikinci yüzü değil de boyamaya çalıştığı maskesiydi parmaklarımın arasında çevirdiğim o kararmış çeyrekliğin.
Ve son olarak bir şiir yazdım; insanoğlu neden yazar, anlattı ve bana dedi ki ‘’Yazarı ömrü hayatı boyunca dinleselerdi muhtemelen şimdi durduğu yerde olmazdı.’’ Yazara döndüm ve işte, üç yerden yüzüme bakmaktaydım. Kırık bir ayna ve birbirine tutunmak için canla başla çabalayan o üç parça karşımda duruyordu. Gelip geçenleri izledim, yansıma kalabalıktı lakin yanılsamaydı bu, acımasız ve bir o kadar gaddar. Hayaletler kendini göstermekteydi ve var olmak endişesi, tümüyle yokluğu beraberinde getirmişti.
Ve işte, paranın sadece iki yüzü olduğunu kim söylemişti? Bir diğeri, ötekisiz var olamazken onları birbirinden ayıran o keskin çizgi, niçin yok oluşun sınırlarında çürümeye mahkûm edilmişti? İşte… Bu, kimsenin anlamadığı, kimsenin görmediği ve kimsenin dinlemediği üçüncü yüzüydü parmaklarımın arasında çevirdiğim o unutulmuş akçenin.
Ve ben bir kitap okudum, ben bir resim çizdim ve de ben, bir şiir yazdım; O sent, o çeyreklik ve o akçe şimdi yanımda yürüyor üç yüzünden hallice değerini bilmeksizin.
…
Bir akçenin üç yüzü;
Hüzün. Kağıtlar dalında,
Alabora ve öksüz.
Senin limanın kaçmaktan,
Mahi olandan hallice güçsüz.
Ve de ağıt yakmaktan yana,
Doğmuş zanaatın ortasından,
Bu sersefil zahm-ı özün.
Bir akçenin ilk özrü;
Büzün yapanı kenarlarından,
Dalavere ve kalsın köksüz.
Senin sayfan okunmaktan,
Avam uzaktan ve eline küskün.
Dede Korkut’maktan anlayana,
Değermiş menfaatin. Bakışından,
Bariz. Git, aynı kelimelere bürün!
Bir akçe, ikiye bölündü;
Sürün kapıyı kapatanlardan,
Irağa ve bahaneleri asılsız.
Senin yazın, okur tarafından,
Atılmış dama ve boyna sürgün.
Kördüğümden kurtulana,
İthafenmiş manaların. Gizliden,
Kalıplaşır zira mürekkebin üstsüz!
Bir akçe, üç gözyaşı döktü;
Düzün kırık tuvallerinden,
Bir kırağı ve paletler sözsüz.
Kirlenmekte senin resminden,
Sahi sanatın ve önlüğün süssüz.
Körle yatandan şaşı kalkana,
Kadar uzanmış fırçan. Konuşur,
Dururlar lakin layık gördüğün,
Kabulleniyor en ve en kötünü.
İşte orada, onurun işte ora!
Der ki sonundur gerçek dostun.
Ve son, bir akçenin üç yüzü;
Ödün. Kağıtlar dalında,
Yırtıladursun ve sökün.
Senin kalbin var oluşunda,
Yok sayılmanın korkusuna vardı.
Ve de yas tutmaktan yana,
Öldü. Istırabının ukdesinden,
Bu sersefil zahm-ı sonsuzun,
Der ki sonundur gerçek dostun.
Doğa Perkitel- Bir Akçenin Üç Yüzü
