Yeniden merhaba sevgili okur, bu ay yine tarihin derinliklerinden süzülerek gelen bir deyimin izini sürmek üzere birlikteyiz. Şubat sayımızdaki deyimimizle Antik Yunan’a doğru bir yolculuğa çıkmıştık. Şimdi direksiyonu Antik Roma’ya çeviriyoruz ve tarihin dönüm noktalarından birine tanıklık eden ünlü bir deyimin peşine düşüyoruz: The die is cast.

Türkçeye birebir çevrildiğinde “zar atıldı” anlamına gelen bu deyim, aslında dilimizde tam karşılığını “ok yaydan çıktı” ifadesinde buluyor. Nasıl ki biz bu sözü geri dönülemez bir kararın alındığı, bir noktadan sonra dönüşün mümkün olmadığı durumlarda kullanıyorsak; İngilizcede de “the die is cast” aynı anlamı taşıyor. Biz günlük hayatımızda “zar atıldı” ifadesini “ok yaydan çıktı” ifadesi kadar sık kullanmasak da mantığını anlamamız çok zor değil. Şöyle ki masa oyunları oynarken rakibimiz, zarında istediği sayı çıkmadığı için yeniden zar atmak istediğinde “Hayır, zar bir kez atıldı artık değiştiremezsin” derken “the die is cast” deyimiyle aynı bağlamda kullanıyoruz.
Şimdi lafı fazla uzatmadan bu deyimin köklerine inmek için zaman tünelindeki yolculuğumuza başlıyoruz.
Evet, MÖ 49 yılında Antik Roma’dayız. Roma İmparatorluğu’na geldiğimizi sananları hemen uyarıyorum çünkü Roma İmparatorluğu henüz kurulmadı. Roma Cumhuriyeti’ndeyiz. Zaman tüneline girdiğimiz yılın tarih kitaplarında diktatör Roma İmparatoru olarak bilinen Caesar, henüz emrinde askeri birlikleri olan bir vali. Valisi olduğu eyalet ise Galya. Burası 2025 yılı haritalarında Fransa’nın güney kesimleri ile İtalya’nın kuzey kesimleri olarak gördüğümüz bölgeye denk geliyor.
Caesar, valilik yaptığı 10 yıl boyunca meşhur Galya Seferleri’nde elde ettiği zaferlerle servetine servet kattı. Hem askeri başarısıyla hem de giderek artan zenginliğiyle kontrol edilemez bir güç haline geldi. Bu durum Senato’yu endişelendirdi. Valilik süresi de bitmek üzere olduğundan bu sürenin bitiminde Senato, Roma’ya dönmesini emretti. Caesar bu emrin arkasında kimin olduğunun ve niyetinin ne olduğunun farkındaydı. Artan gücünü çekemediği için önceden işlediği yasa dışı işlerle onu yargılatacak olan eski damadı ve suç ortağı olan Pompeius Magnus’tu. Bunun yerine Caesar, Senato’ya karşı bir teklif sunarak Pompeius da görevinden ayrılırsa valiliği bırakacağını söyledi. Bu teklif Senato’da çok büyük öfkeye sebep oldu ve Caesar, Senato tarafından vatan haini ilan edilerek yargılanmak üzere derhal Roma’ya çağrıldı.

İşte, Rubicon Nehri’nin kıyısındayız. Nehrin kenarında bir aşağı bir yukarı kara kara düşünerek dolaşan Caesar’ı görüyoruz. Bu nehir, Roma Cumhuriyeti ile Galya eyaleti arasında sınır olarak kabul ediliyor. Roma yasalarına göre bir generalin askerleriyle beraber bu nehri geçmesi Roma Cumhuriyeti’ne doğrudan savaş ilan etmek demek. İşte bu yüzden Caesar kritik bir kararın eşiğinde. Eğer askeri birlikleriyle beraber nehri geçerse Roma Cumhuriyeti bunu kendine bir başkaldırı olarak algılayacağından kaçınılmaz bir iç savaş başlayacak. Öte yandan askeri birlikleri olmadan Roma’ya dönerse siyasi rakipleri tarafından yargılanarak tüm gücünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Senato’daki düşmanca atmosfer, Caesar’a askeri ve siyasi olarak kendini savunması gerektiğini düşündürüyor. Başını, 10 senedir birlikte kılıç salladığı askerlere çeviriyor. Askerlerini alıp nehri geçtiği anda dönüşü olmayacağını çok iyi biliyor.
İşte tam bu anda, Caesar’ın dudaklarından tarihe kazınan o ünlü sözü duyuyoruz: Alea iacta est! Yani, “the die is cast!” Bu sözle birlikte tereddüt sona eriyor. Ardından Caesar’ın askerleriyle birlikte Rubicon’ı geçtiğini görüyoruz. Böylelikle Roma tarihi geri dönülemez bir yola giriyor. Hızlıca Roma’ya ışınlanarak Caesar’ın askerleriyle nehri geçmesi haberinin Roma’da oluşturduğu şaşkınlığa ve büyük korkuya tanıklık ediyoruz. Bu korkuyla Pompeius ve Senato’nun büyük kısmının panik içinde Roma’yı terk ettiğine şahit oluyoruz. Roma Cumhuriyeti’nin çöküşünü ve Caesar’ın yönetimi altında Roma İmparatorluğu’nun doğuşunu izledikten sonra zamanda yolculuğumuzun sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Caesar’ın Rubicon’ı geçerken sarf ettiği bu söz tarih sahnesinde geri dönüşü olmayan kararların sembolü haline geldi. “The die is cast” deyimi, yüzyıllar boyunca edebiyattan siyasete, günlük hayattan sanata kadar pek çok alanda kullanılmaya devam etti. Ne zaman geri dönüşü olmayan bir karar alınsa ve ne zaman bir eşik aşılsa bu deyim yeniden hayat buldu. Zaman içinde diller değişse de karar anlarının getirdiği o keskin kırılmalar değişmedi. Bu deyimi hatırlarken Caesar’ın kaderiyle oynadığı o kritik anı ve tarihin akışını değiştiren kararlılığını bir kez daha anımsıyoruz.
Bir sonraki sayımızda farklı bir deyimin hikayesiyle buluşmak dileğiyle…
References:
- https://antigonejournal.com/2023/09/julius-caesar-crossing-rubicon/
- https://www.nationalgeographic.com/history/history-magazine/article/julius-caesar-crossing-rubicon-rome
- https://www.theidioms.com/the-die-is-cast/
- https://www.bookbrowse.com/expressions/detail/index.cfm/expression_number/336/the-die-is-cast
- https://origins.osu.edu/read/julius-caesar-crosses-rubicon
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Caesar/Civil_Wars/home.html
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Lives/Caesar*.html#32
