Bir Ressam, Bir Anne, Bir Direnişçi: Celile Hikmet

İlk kadın ressamlarımızdan biri olan Celile Hikmet, 1883 yılının sonlarında İstanbul’da dünyaya geldi. Ailesi Alman ve Polonya kökenliydi. Babası, Polonya İhtilali sırasında Osmanlı’ya sığınan ve burada Müslüman olup Türk ordusunda görev yapan Mustafa Celalettin Paşa’nın oğlu ve Abdülhamit’in yaveri Enver Paşa’dır.

Celalettin Paşa, sadece birkaç yabancı dil bilmekle kalmayıp aynı zamanda harika bir ressam ve harita çizerdi. Bu yeteneklerin, Celile Hanım’a da geçmiş olabileceği düşünülür. Annesi, Türkiye’ye sığınan Alman kökenli Müşhir Mehmet Ali Paşa’nın kızı Leyla Hanım’dı. Celile Hanım, özel mürebbiyeler tarafından yetiştirildi ve sanatla tanışmasında babası Enver Paşa’nın büyük katkısı oldu. Enver Paşa, bir dönem Padişah’ın yaveri olarak sarayda görev yaparken, saray ressamı İtalyan Fausto Zonaro ile sıkı bir dostluk kurmuştu. Bu yakınlık sayesinde, Celile Hanım, padişahın ressamından özel dersler aldı. Sonraki yıllarda ise Roma ve Paris’te sanat alanındaki eğitimini derinleştirerek çalışmalarına devam etti.

Celile Hanım, İstanbul sosyetesinin en güzel ve dikkat çeken genç kadınlarından biriydi. 1900 yılında Hikmet Bey’le evlendi. Çiftin ilk çocukları hepimizin bildiği Türk şair ve yazar olan Nazım Hikmet’tir. İkinci çocukları İbrahim Ali doğduktan bir yıl sonra ne yazık ki kuşpalaz hastalığından dolayı hayatını kaybetti. 1907 yılında son çocukları olan Samiye’yi kucağına alan Celile Hanım ve Hikmet Bey, 1917 yılında geçimsizlik nedeniyle ayrıldılar. Kısa süren bu evliliğin ardından Celile Hanım, tüm ilgisini sanata ve resme vermeye karar verdi.

İlk eşi Hikmet Bey’den ayrılmak üzere olduğu dönemde, ünlü şair Yahya Kemal’le büyük bir aşk yaşamaya başladı. Ancak bu ilişki, Celile Hanım’ın umduğu gibi evlilikle sonuçlanmadı. Bir dönem, Yahya Kemal’in Celile Hanım’dan karşılık alamayınca intihar etmeye kalkıştığı bile söylenmişti. Çıkan dedikoduların etkisiyle bu ilişki 1917’de son buldu. Celile Hanım’ın oğlu Nazım, bu ilişkiye karşı çıkmıştı. Şair Mehmet Fuat, Yahya Kemal’in ‘Vuslat’, ‘Telakki’, ‘Erenköyü’nde Bahar’ ve ‘Eski Mektuplar’ gibi bazı şiirlerini Celile Hanım’a yazdığını belirtmişti.

Celile Hanım, Yahya Kemal’le ayrılmasının üzüntüsünü atlatmak için İstanbul’u terk etti ve Paris’e gidip resimle ilgilenmeye başladı. İstanbul’a döndüğünde ise karma sergilere katıldı, kişisel sergiler açtı ve dönemin en aktif kadın ressamları arasında yer aldı. Bir süre sonra, İbrahim Bey adında bir kaymakamla kısa bir evlilik yaptı. Soyadı Kanunu’yla birlikte ise “Uğuraldım” soyadını aldı.

1938 yılında, oğlu Nazım, Atatürk’e karşı orduyu ayaklanmaya teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapse mahkûm edildi. Bu duruma karşı çıkan annesi, dönemin milletvekiline bir mektup yazarak adalet talebinde bulundu, ancak çabaları sonuçsuz kaldı. 1950’ye gelindiğinde Nazım hapisteki on ikinci yılına girerken açlık grevine başladı. Annesi de hem ona destek olmak hem de serbest bırakılması için Galata Köprüsü’nde pankart açarak dikkat çeken bir eylem yaptı, imza topladı ve o da açlık grevine katıldı.

Ayrıca portre ressamlığıyla öne çıkan Celile Hanım’ın en etkileyici eserleri, ailesini konu alan çalışmalarıdır. Özellikle annesi Leyla Hanım’ın portresi bugün bir müzede sergilenmektedir. Kendi portresiyle birlikte oğlu, torunu ve yeğenine ait portreler de onun sanatındaki duyguyu ve ustalığı yansıtan başarılı örnekler arasında yer alır.

Kızı, oğlu, damadı, yeğeni, torunu, annesi ve ‘Aynada Kendi Portresi’ gibi çalışmalardan oluşan bu portreler dizisi, Celile Hanım’ın da öğretmeni Zonaro’dan etkilendiğini gösteriyor. Zonaro’nun yanında çalışan diğer sanatçılar gibi, o da ondan ilham almış olabilir.

Resme duyduğu tutku öylesine büyüktü ki, ilerleyen yaşlarda katarakt nedeniyle görme yetisi azaldığında bile fırçasını elinden bırakmadı. O dönemde katarakt ameliyatları yeterince etkili olmadığından, net görebilmek için üç gözlüğü üst üste takarak çalışmaya devam etti ve bu şekilde uzun süre sanatını icra etmeyi sürdürdü. Zamanla görme yetisini tamamen kaybetti. Ancak tüm zorluklara rağmen resimden hiç kopmadı. Sanata olan bağlılığı, gözlerini kaybettikten sonra bile devam etti.

Unutulmaz eserleriyle ve güçlü duruşuyla hafızalara kazınan Celile Hikmet 1956 yılında Ankara’da vefat etti.

Nazım Hikmet, kız kardeşi Samiye, babası ve küçük kardeşleriyle.

References:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *